One Day'i izledikten sonra birkac gun aklimdan cikmadi kareler.
Tipik bir ask filmi zannedip gitmeyenler, ciddi bir kayip icindeler ama farkinda degiller.
Hani ask filmleri hep beklenildigi sekilde ilerler, 'happy end' seklinde kocaman bir gulumsemeyle sona erer, sarsmaz, hayalkirikligina ugratmaz ama salondan cikinca hatirlanmaz.
Bazilarimiz da merak eder ilerleyen yasamlarini, ama merakini gideremez, film bitmistir.
One Day konuya iliskin merakimizi gideriyor, farkli bir gidisatla izleyiciyi sasirtarak farklilik yaratiyor.
Ve, tokat gibi bir sonla zihnimize filmi kaziyor.
Jim Sturgess, One Day'in karizmatik jonu
Ve 'Heartless' filminin sountrack'i
Yasadiklarimizin aslinda belki de zihnimizin bize bir oyunu oldugunu anlatan bir film 'Heartless'.
Fecri Ebcioglu'nun yazmis oldugu 'Hata Bende' isimli parcayla bu yagmurlu gune veda etmek istedim.
Sonbahar bugun hic durmayan yagmurla birlikte kesin olarak girdi hayatimiza.
Cizmelerin popularitesinin tekrar artacagi gunlere merhaba derken Sezen Cumhur Onal'in sundugu ve Nat King Cole ve benzeri sanatcilari 'cikolata renkli sanatci' seklinde seslendirdigi programlari izlemek geldi icimden.
Muzik Yelpazesi ve gercek bir 'Devlet Sanatcisi' beyefendiligiyle Sezen Cumhur Onal...
Bazen yasantilar hic de beklenen sekilde ilerlemiyor.
Bir donemin efsane isimlerindenmis Juanito. 1965 yilinda Los Alcorson isimli bir toplulukla yalnizca iki haftaligina adim atmis Izmir'e. Sonra Turkiye'de kalmak istedigine karar verip, aranjman muzik denince ilk akla gelen isimlerden birisi oluvermis .
1970'lere gelinip aranjman muzigin modasi bitince ise o debdebeli, sasaali gunler de malesef sona ermis. Ve, Juanito vatandaslik alamamis olmanin da uzuntusunu tasiyarak Fransa'ya yerlesip taksicilik yapmaya baslamis.
1981 yilinda girtlak kanserine yakalanip sesini kaybetmis.
Aradan yillar gecip 2000 yilina gelindiginde kendisine tekrar Turkiye'de muzik yapma sansi dogmus.
Daha once seslendirdigi parcalari tekrar seslendirerek 'Canim Vatanim' isimli derleme bir album hazirlamis.
Ve hatta benim hatirlamadigim 'Nisan Yagmuru' isimli bir dizide gercek kimligiyle rol almis.
Su an ismine hic rastlamadigimiza gore muhtemelen Fransa'ya geri donmustur.
Gercekten huzunlu bir hayat yasamis Juanito.
Kimbilir daha neler, ne zorluklar yasadi bilmedigimiz.
Ve sanirim en fenasi da insanin bu derece sevdigi bir ulke tarafindan vatandasliga alinmamasi...
Bazi insanlar dogdugu yere ait degildir, dunya vatandasidir belki, ya da belki ait oldugunu hissettigi yere gec kavusmustur.
Boyle insanlarin yalnizca o vatanda dogmadi diye ordan sayilmamasi fikri biraz acimasiz geliyor bana hala.
Serbest dolasimin olasi olumsuz etkilerini tahmin edebilmeme ragmen yine de insan varliginin sahip olmasi gereken bir hak oldugunu dusunuyorum. Tehlikeleri ekarte edilip serbest dolasim hak ve ozgurlugune kavusturabilseler hepimizi keske.
Belki Juanito serbest dolasim olsaydi ya da vatandaslik alabilseydi sartlar cok daha farkli ilerlemis olabilirdi
1980 yili Eurovision sarkimiz, Ajda Pekkan'in seslendirdigi ve gunumuz Uluslararasi Politik Ekonomi'sini kisaca ozetleyen "Amaaaaan petrol canim petrol artik sana sana sana muhtacim petrol " tum Arap ulkeleri ve Petrolsever Bati ulkelerine gitsin.
Ve huzurlarinizda koyu renk saclariyla henuz olumsuzluk iksirini icmemis bir Ajda Pekkan...
Teoman müziği bıraktı.
Türkiyenin en önemli soz yazarlarından olan cool insan Teoman yeni parçalarla hayatımıza renk katamayacak demek oluyor bu.
Hepimizin, çılgınca eleştirenlerin bile "yuh! sözlere bak" diyip içtenlikle etkilendiği, hatta sözlerini ezbere bildigi en az birkaç Teoman parçası vardır duygusal hafizasinda. Zira hisleri ifade edebilmek acısından populer bestecilerImiz düşünüldüğünde ilk akla gelenlerdendir Teoman. Hatta belki de son 10 yili baz alirsak abartip ilk akla gelendir de diyebiliriz. Karsilastirmak istenirse gunümüz bestecileri icinde en göz önünde olan büyük düşünür, her parcasi digerinin minik bir kopyası olan Japon karakter Serdar Ortac incelenmeli, Teoman'ın müziği bırakmasının ne derece vahim olduğu tekrar anlaşılmalıdır.
Belli ki Teoman kendi icinde yaşadığı hesaplasmalarla yapay şöhret balonu olmadan savasmak istedi, ya da dış dünyayla yeni bir boyutta devam etmeyi seçti. Baska birisinin sizi anlatmasi daha kolaydir ya her zaman. Menajerinin Teoman'in vedasina istinaden yazdigi yaziyi Teoman'in veda yazisindan daha etkileyici buldum. Bestelerinde kelimeleri benzersizce kullanip insanin zihnine kazimayi basaran Teoman kendini anlatirken zorlanmis belli ki.
Soz konusu vedaya dair hislerini anlatan veda yazısını (http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1058849&CategoryID=138) adresinde ve menajerinin Teoman' in gidişine ya da yeni başlangıcına dair yazmis oldugu yazıyı ise (http://www.sinemamuzik.com/haberler/7747/teomanin-menajeri-donmemek-uzere-muzigi-birakti) adresinde bulabilirsiniz.
Teoman bir nevi modern Red Kit'tir aslinda. Bir cesit yalniz kovboy. Duldul yok ama Rintintin'i var; kopegi, insan kurtarmaz, Serifle atismaz, Daltonlarla ugrasmaz ama muzik yapar, film ceker, icer, insanin duygusal anatomisine dair kelimelerden kuleler yapar bunu soz yazarligi adini verir, kitlelere ezberletir vs vs vs.
Hoscakal Red Kit.
Belki bir gun donersin.
28 Temmuz 2011 Perşembe
27 Temmuz 2011 Çarşamba
Doris Day'in 1954 yilina ait yukaridaki videosunu izleyince nedense gozumde Bridget Jones karakteri ile kalbimizde son derece onemli bir yer edinmis Renée Zellweger canlandi.
Bu parca sanki o filmde cok etkili bir role sahip olabilirmis gibi eger filmin bir parcasi olsaymis. Sozler, inis cikislardaki sevimli gecisler, arkadaki orkestranin siradan olmayan pampampam soundu...
Bu sarkiyi bir de Renée Zellweger seslendirmeli dusuncesindeyim, ya da en azindan playback yapmali. Ona cok uyacagini dusunuyorum.
Buradan yetkililere duyurulur! Sesimi duyarlarsa ben bile soyleyebilirim hatta, ya da Bridget Jones'u ben canlandiririm mesela.
Hayal kurmak guzel sey...
Hani bir gun olur da James Bond serisi gibi Bridget'in de ileri bolumlerini yapip bir seri olusturmak isterseniz sunu bilin ki bu kutsal rolu oynamak icin can atan bir Selmeyen var.
Aklinizda bulunsun yani. :)
Hani derler ya, 'Kul hayal kurar kader ona bakip kis kis gulermis.'
Bayilirim insanlarin hayat hikayelerini dinlemeye. Gecmislerini, kurmus olduklari hayalleri ve bu derin ama gerceklesmemis hayallere hic de paralel olmayan simdiki zamana ait yasam karelerini dinler her seferinde sasiririm. Benzerlik hep aynidir: planlanmis ama senaryosu planlananla alakasiz hayatlar.
Her iste bir hayir oldugu fikrine inanmisimdir hep. Insan koskoca evrende bir toz bulutundan ufak oldugunu farkettigi anda baska bir care de kalmiyor nitekim. Kimine gore Yin Yang, kimine gore Karma ya da Kader, insanoglu bir sekilde careyi kontrol edemedigi zamanin akisinin kendisinin yararina olacagina inanmakta buluyor. Zira, her inanc da insani gucsuz ve acizliginden kacip baska bir varliga siginmak suretiyle kendini guclu kilarak ayni teslimiyete sevkediyor. Gonullu ve guclu bir teslimiyet.
Annesine gelecegini soran ve cevap olarak gelecegin bizim bilgimiz disinda oldugu yorumunu alan Doris Day, Que Sera Sera derken adeta buyudukce hayata bakisimizin alacagi sekli ozetliyor.
Que Sera Sera
When I was just a little girl
I asked my mother what will I be
Will I be pretty
Will I be rich
Here's what she said to me
Que sera sera
Whatever will be will be
The future's not ours to see
Que sera sera
When I was just a child in school
I asked my teacher what should I try
Should I paint pictures
Should I sing songs
This was her wise reply
Que sera sera
Whatever will be will be
The future's not ours to see
Que sera sera
When I grew up and fell in love
I asked my sweetheart what lies ahead
Will there be rainbows day after day
Here's what my sweetheart said
Que sera sera
Whatever will be will be
The future's not ours to see
Que sera sera
What will be, will be
Que sera sera...
Pink'den Perfect şarkısı tüm işe gitmek üzere ayılamadan yola koyulmuş romantik komedi severlere gitsin.
Şahsen hep sabah sabah uykulu gözlerle kontağı çalıştırıp radyoda Geveze'yi açınca karşılaşırım bu şarkıyla.
Hani işe gidiyorsundur, aklın uykuda, değil kahvaltı yapmak kahve bile içememişsindir aceleyle, şanslıysan hava güzeldir ama tabi şarkının asıl etkiyi hissettirmesi için bıkkın bulutların puslu gökyüzünden seni üzmesi gerekir. 'Ah şu an denizkenarında olsaydım..' demeye bile mecalin yoktur. İşte o an şarkı başlar.
Ve o an gözümün önüne hemen 'how to lose a guy in 10 days' vb romantik komedilere ait çeşitli ayrılık sahneleri gelir. Esas kız ve çocuk kavga eder, biri diğerini şaşkın bir şekilde orada bırakmak ve söyleyeceklerini ağzına tıkmak suretiyle olay mahallini terkeder.
Ve sahneyi hüzünlü yüzler ve iç acıtıcı müzik alır.
Gökyüzü gri etraftaki insanlar bezgin, doğa cansız gibidir.